mustafa aslan da çocuktu...
14/2/2009 ·

Mustafa ASLAN
Mustafa Aslan'ın ilkokul yılları
Mustafa Aslan (Gaziantep Gazi Ortaokulu)
mustafa aslan'ın çocuk kitaplarıyla ilgili kim ne dedi?
14/2/2009 ·
MUSTAFA ASLAN’IN ÇOCUK KİTAPLARI
Rahmi ALİ
Zaman zaman kimi yazarlar, çocuklukların da büyükler için yazılmış kitapları okuduklarından ve bunlardan büyük bir zevk aldıklarından söz ederler. Yakınlarda okuduğum bir yazıda, yazarın biri daha çocuk yaşlarda Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’ını zevkle okuduğundan söz ediyordu. Doğrudur; bunda şaşılacak bir şey de yok. Bu konuda kendi deneyimlerimden söz etmemde bir sakınca yoktur sanıyorum. İlkokul 6. sınıfların Türkçe derslerinde Yaşar Kemal’in “İnce Memed”inden sık sık bazı sayfalar okurdum ve çocuklar bundan büyük bir zevk duyarlardı. O kadar kaptırırlardı ki kendilerini romana, bir sonraki Türkçe dersini merakla beklerlerdi. Yine kızımın, 5-6 yaşlarında iken Fakir Baykurt’un “Tırpan”ından bazı sayfaları zevkle dinlediğini ve diğer günlerde, “baba gene o kitabı bana okusana” dediğini hatırlıyorum. Elbette kendim de çocukluğumda Kerem ile Aslı’yı, Leyla İle Mecnun’u, Tahir ile Zühre’yi neredeyse hatim etmiştim. Çocuklar için yazılmış birçok kitabı da Tolstoy’un bazı eserlerini okuduktan sonra okumuş olduğum bir gerçek. Örneğin, Polyana, 80 Günde Devri Alem, Donkişot, Güliverin Maceraları bunlardan bazıları… Diyeceğim, bu konuda bazı sınırlamalar koymak, doğru değil. Onu bırakalım; birkaç ay önce yaşadığım bir olay beni bu konuda iyiden iyiye düşünmeye itti. Bilgisayarda Şafak dergisinde yayımlanmış bir hikâyeyi yeniden bastırıp bir yere gönderecektim. Torun da yanımda… Dört buçuk yaşında bir yaramaz… “Dede burada ne yazıyor, hadi bana oku; diye tutturmaz mı? Ne yapayım şimdi ben? Başka bir şeyler uydursam; o anda aklıma da bir şey gelmiyor. Dur bakalım ne olacak, dinleyecek mi, ilgisini çekecek mi, diye hikâyeyi okumaya başladım. Hikâyenin konusu, denizci bir delikanlı ile eski sevgilisi evli bir kadınla olan platonik bir aşk… Baktım ilgiyle dinliyor. Tamam, bitti deyip okumayı bıraktım. Bak dede, bu sayfada da yazı var, daha bitmedi; orasını da oku, demez mi?.. Sözü şuraya getirmek istiyorum. Nasıl yazı olursa olsun, önemi olan (büyük-küçük) insanın ilgisini çekmek… Kendim öteden beri çocuk edebiyatı konusuna meraklıyımdır. Akademik/bilimsel anlamda değil. Böyle bir şeyi düşünmek bile aklımın ucundan geçmez. Ancak, çocukları çok sevdiğim için onlar için her şeyin en güzelini isterim. Bu yüzden yıllar boyu, Türkiye’de “Çocuk Edebiyatı”nın yetersizliğinden, çocuklara yönelik kitapların yetersiz ve düzeysizliğinden sık sık söz edilmesi beni hep üzmüştür. Bilmiyorum, son yıllarda bu alanda belki bazı olumlu gelişmeler olmuştur. Çocuklar için hazırlanmış okul öncesi kitapları demek istemiyorum. Onların işlevleri başka. Eskilerin deyişiyle “edebi” çocuk kitapları, demek istiyorum. Şiirler, hikâyeler, masallar, romanlar… Yine bir yerlerde okumuştum. Yazarın biri aşağı yukarı şöyle diyordu: “Toplumlara okuma alışkanlığı çocuk yaşlarda verilmezse bu iş yürümez.” Doğru söze ne demeli. Onun için ne yapıp edip çocuk edebiyatına önem vermeli… Bu işin çekiliş noktası çocuklar… Atasözlerini de iyi yorumlamalı. “Ağaç yaşken eğilir” sözü bu konuda da yol gösterici bir görev üstleniyor.
Bu uzun girişten sonra sözü asıl söyleyeceklerime, Mustafa Aslan’ın çocuk kitaplarına getirmek istiyorum. Daha önce sözünü ettiğim gibi, çocuk kitaplarına karşı aşırı bir ilgim var. Zaman buldukça çocuk kitaplarını okumaya bayılırım. Bu merakım, çocuk edebiyatına olan ilgimin yanı sıra, belki de o kitaplarda çocukluk yıllarımdan bir şeyler bulma, o günleri yeniden yaşama içgüdüsü yatabilir; bilmiyorum. Bugünlerde “Binbir Gece Masaları”nı bir yerlerden bulup okumak isteyişime ne demeli?..
Mustafa Aslan’ın çocuk kitaplarının birçoğu kitaplığımda duruyor. Çoğunu da baştan sona okudum. Bu kitapları okurken Mustafa Aslan’ın çocuk edebiyatı/çocuk kitapları hakkındaki şu düşüncesi oldukça aklıma yattı: Gümülcine’de Asmalı Sokak’ta birlikte yemek yerken - sohbet arasında- kendisine “Çocuk kitapları size göre nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli” gibilerden bir soru yönelttiğimde o, “dil, çocuğun anlayacağı düzeyde olmalı, çocuk değişik şeyler okumalı” anlamında bir yanıt verdi. Yani her yazarın eserinde değişik, kendine has bazı özellikler bulunduğuna dikkati çekmek istemişti sanıyorum. Mustafa Aslan’ın çocuk kitapları bu özelliği taşıyor. Çocuğu içinde yaşadığı ortam içinde değişik yerlere, onun merak edip de hayal edemediği yerlere götürüyor. Böylece çocuğun hayal dünyası genişliyor, çocuk eğleniyor, eğlenirken de hayatla ilgili bazı şeyler öğreniyor. Asıl önemlisi, çocuğun kafasında ufuk açacak bazı sorular oluşmasına neden oluyor. Çocuğun kendi felsefesini yaratmasına yardımcı oluyor. Örneğin, son kitabı “Sihirbazın Şapkasından Çıkan Sayılar”da –aldanmaya çok yatkın olan-çocuklara sihirbazlığın iç yüzünü somut bir şekilde gözler önüne sererken ilerde-benzer durum ve olaylarda- onların doğrudan aldatılmalarının önüne –böyle durumlarda mantığı devreye sokun dercesine- bir set çekiyor. Sadece bu değil tabii. Genelde, çocukların hatta büyüklerin bile pek hoşlanmadığı sayıları hayali bir oyunla somutlaştırarak onları sevimli bir hale getiriyor. Belki herkesin bildiği fakat gözden kaçırdığı bazı bilgileri de gözler önüne seriyor: “En basitinden iki tek sayının toplamı bir çift sayıdır” gibi. Bir de kitabı okudukça “iyi” ile “kötü” nedir, sorusunun yanıtını bulmaya doğru yapılan bir yolculuk… Ve kitabın mutlu sonla bitmesi: “Yaşasın iyilik ve güzellik.”
Genelde herkesin, özellikle –her şeyi merak eden ve öğrenme döneminde olan- çocukların ilgilerini çeken bazı şeyler vardır. Ay, güneş, yıldızlar, hayvanlar, uçmak, bir kelebeğin kanatlarının renkleri, bir kaplumbağa, kirpi… Aşırı bir merak: Hayvanların konuşması. Çocuk, hayvanların konuşmadığını bildiği halde neden hayvanların konuşturulduğu o çizgi filmlerine bayılır. Neden o fabl hikâyelerini sever?.. Hatta ağaçlar ve sebzelerin konuşturulduğu masallar, çizgi filmleri… Mustafa Aslan’ın kitaplarında çocukların bu ilgi özellikleri de dikkate alınmış. Bir de o nesnelere verilen adlar… O da çok önemli. Öyle her adı, her sözcüğü beğenmez çocuklar. Beğendikleri bir sözcük onları nasıl kıkır kıkır güldürür, mutlu eder; şaşar kalırsınız. Torunumun “Tirtoş” adından hoşlanmasının, aynı sayfayı bana birkaç kez okutmasının elbette bir nedeni var. Şimdilerde pek yok ya, o eski günlerde çocukların oynadıkları oyunlarda söylenen tekerlemeler, masal anlatmaya başlarken o” bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye sürüp giden giriş bölümlerinin elbette çocukları masal dünyasına çeken bir işlevleri vardı.
Mustafa Aslan, bir başka konuya da önem vermiş: Eski kültür değerlerini temel alarak onları güncel bir yere oturtmak, böylece hem o kültür değerlerinin yaşamasını sağlamak, hem de o öğelerden yararlanarak kitaplarına ayrı bir güzellik kazandırmak. Bunun ötesinde çocukların ilgisini çeken bu motifleri aynı zamanda bir “motivasyon” unsuru olarak kullanmak. Çocukların zaten Keloğlan, Nasrettin Hoca, Hacivat ile Karagöz vb. kişi, oyun ve kahramanlara karşı bir ilgisi, bir hayranlığı var. Bir Keloğlan, bir Hacivat ile Karagöz, bir Nasrettin Hoca Türk kültüründe önemli yeri olan unsurlar. Ama onları o eski halleriyle bugünün çocuklarına vermeğe çalışmak çocuklar için usanç verici, bir yerde itici olabilir. Oysa onları yeniden ele alıp çocuk dünyasının gerçekleri içinde kendilerine sunmak, ayrı bir ustalık, ayrı bir başarıdır. Bana göre, Mustafa Aslan, Keloğlan İnternette, Hacivat ile Karagöz/Yaramaz Robot, Nasrettin Hoca’nın Uzay Serüveni vb. kitaplarında bunu başarıyla uygulamıştır.
Mustafa Aslan’ın kitaplarında değişik bir tat, “sonu nereye varacak” merakı uyandıran gizemli bir yolculuk, çocukları eğlendirirken onlara ders veren sihirli bir öğretmen var. Kalemine sağlık, diyor, Türk Çocuk Edebiyatı’na başka yapıtlar kazandırmasını diliyorum.
Evrensel Kitap, Haziran 2008
MUSTAFA ASLAN’IN ÇOCUK KİTAPLARINA TOPLU BİR BAKIŞ
H.Hüseyin Yalvaç
İnsanın, insanlaşma sürecinde kitapların önemini yeniden belirtmenin bir anlamı yok desek de, vurgulamanın gerekli olduğuna inanıyorum. Özellikle çocuklar için yazılan kitapların çok ciddi olarak kurgulanması ve onların olgunlaşma dönemlerine daha sağlıklı girmeleri için, sanatsal değerleriyle birlikte iletilerinin de çağa uygunluğu ve ilericiliği ayrı bir önem taşımalıdır. Bunun yaşama geçirilebilmesi içinde, kendi toprağından ve tarihinden beslenmesi, ayrıca dünya kültürünün insanlığa yararlı değerlerinden de yararlanması gerekmektedir.
Öykücü Mustafa Aslan’ın çocuklara yönelik yirmiyi aşkın kitabında üç ana çizgi dikkat çekmektedir. Birinci çizgiyi öğreticilik olarak belirtebiliriz. Bu ana izlektir. Bu ana izlek durağan bir anlatımla değil, yerel, ulusal ve evrensel kimlikleri içeren devingen, günün koşullarıyla örtüşen bir anlatımla verilmektedir. Diğer iki çizgi bu ana izleğin tamamlayıcılarıdır. İkinci çizgimiz, gelişen teknolojiden yararlanarak bilimselliği sevdirerek çocuklara aktarmak yöntemidir. Bu bilimsellik çok karmaşık bir şekilde değil, bilgisayar, uzay, çağdaş oyuncaklar gibi aracılarla çocuklara ulaştırılmaktadır. Üçüncü çizgi ise, bulunduğu, yetiştiği koşulları ve bugünlere gelmemize emek verenleri yani kendi kimliğini kavratmaktır.
Mustafa Aslan’ın çocuk kitaplarını ayrıca anlatıları açısından da üçlü bir sınıflandırmaya sokabiliriz. Bu sınıflandırma Teknik, Doğa, Tarih ve Mitoloji olarak belirlenebilir. Ancak bu ayrım kesin çizgilerle yapılmamalıdır. Çünkü sanatsal bir çalışmanın içine akış sürecinde her üç konu da girebilir. Bu sınıflandırmayı kitapların içeriklerindeki ağırlıklı noktalara göre yapmayı gerekli gördüm. Örneklersek: “Maviş ile Şaşkın Robot”, “Uzaylılar Kırmızı Bisikleti Kaçırdı”, “Robot Köpek Bibo” gibi kitapları, tekniği, bilimi iletileyen kitaplar olarak gösterebiliriz. “Kına Çiçeği” ve “Domates Kral” gibileri de doğayı öğreten kitaplar olarak vurgulayabiliriz. Tarih konusuna gelince, “Yunus Emre”, “Nasrettin Hoca’nın Uzay Serüveni”(teknikle birlikte), “Pir Sultanca”, “Süper Maviş ile Pamuk Prenses” (teknikle birlikte), “Keloğlan İnternette”(teknikle birlikte), “Pinokyo İstanbul’da” adlı kitapları sıralanabilinir.
Yazarın öğretmen ve baba kimliği, çocukların meraklarının, isteklerinin, öğrenme eğilimlerinin tespitinde çok çok önemlidir. Gözlem ve değerlendirmelerinden yola çıkarak, somutladığı konuları, yaşlara uygun şekilde dilin olanaklarını kullanarak kitaba dönüştürmektedir. Bu eylem biçimi, doğal olarak yazılanları çocukların severek okumasını sağlamaktadır. Kısa tümceler ve kıvrak bir dil kullanımı, kitapların daha bir akıcı ve anlaşılır olması demektir.
Mustafa Aslan, çocuk kitaplarında izlediği yerelden evrensele uzanan çizgi, çocukların yaşamı bütünsellikle kavramalarını sağladığı gibi, insanlaşma süreçlerinin de sağlam adımlarla gelişmesini ortaya koyuyor. Çocuk, kendisiyle örtüşen bir kitabı/konuyu hemen benimser. Bu benimseme, iletinin algılanması ve süreç içerisinde, bu algılamanın ana bir anlayışa dönüşme demektir. Aslan’ın kitaplarına baktığımızda, yazarın bu bilinçli çizgisini hemen görebiliriz.
Sonuç olarak; Mustafa Aslan, ana izleği olan öğreticiliği, bildiğimiz klasik anlatı tekniğiyle değil, çocukların isteklerini dikkate alarak hem dilsel hem de yazınsal görselliği çoğaltarak vermektedir. Geniş bir yelpazede ürünler veren yazarın, bu bütünlükçü yaklaşımı onun yazdıklarının hem okunur hem de kalıcı olmasını sağladığı gibi, gözlemlerinin her ürün sonrası daha bir derinleştiğini göstermektedir. Her kitabının özgün olmasının nedeni burada yatmaktadır. Bu özgünlük, okurlarının/çocukların konularla hemen bütünleşmesinden bellidir.
Verdiği ürünlerle çocuk edebiyatımızın şimdiden iyi adlarından biridir diyebiliriz, Mustafa Aslan için.
EVRENSEL-Ağustos 2007
yaratıcı çocuk kitapları yazarı mustafa aslan'ı tanıyalım
14/2/2009 ·
MUSTAFA ASLAN 1965’TE KİLİS’İN BALİKLİ KÖYÜ'NDE DOĞDU.GAZİ ORTAOKULU VE GAZİANTEP LİSESİNDE OKUDU.YÜKSEK ÖĞRENİMİNİ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ-BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI-FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI’NDA TAMAMLADI.
![]() MUSTAFA ASLAN'IN İKİNCİ ÖYKÜ KİTABI YAYIMLANDI “KEDİSİZ SEVDA ZAMANLARI” Mustafa ASLAN’ın ikinci öykü kitabı Kedisiz Sevda Zamanları yayımlandı. Kitapta yer alan öyküler günümüze kimi göndermeler yapmakla birlikte dün ve gelecek eksenini barındırmaktadır. Bireyin hesaplaşması havasında anlatılan öykülerde umut hep öykülerin temelinde yer almaktadır. Öykülerde anlatıcı olarak birinci ve üçüncü tekil kişinin yanında ikinci tekil kişi de soluğunu duyumsatmaktadır. Gerçeküstü ile hayalin, bilinçaltı ile somut gerçekçiliğin harman olduğu yeni Mustafa Aslan öykülerinde akıcı ve kıvrak bir anlatım tekniğine sahip olma başarısını yakalamıştır. İlk öykü kitabı Sözcüklerin Dili Tutulunca 1986 yılında yayımlanan Mustafa ASLAN’ın 22 yıl aradan sonra yayımlanan yeni kitabı Kedisiz Sevda Zamanları’nda 15 yeni öykü bulunmaktadır. ASLAN’ın, yayımlanmış aralarında Keloğlan İnternette, Nasrettin Hoca’nın Uzay Serüveni, Pinokyo İstanbul’da, Maviş ile Sanal Bebek’in de bulunduğu otuza yakın çocuk kitabının yanı sıra Aşk Sesini Arıyor adlı bir de gençlik romanı bulunmaktadır. Mustafa ASLAN, Kedisiz Sevda Zamanları (öykü), Bengül Kitaplar Nisan-2008, İstanbul CUMHURİYET KİTAP "...Sesizce ulaştığım balkonda kitap okumaya başladım. Mustafa Aslan'ın "Kedisiz Sevda Zamanları" adındaki öykü kitabı. (Bengül Kitaplar, Nisan 2008 İst.) Mustafa Aslan duyarlı bir anlatım tutturmuş. İnsanları ilişkileri içinde, ayrıntıları önemseyen bir bakışla anlatırken içsel gel-gitleri öne çıkarmış. Naif kırılganlıktan kaynaklanan duyarlılıklar, incelikler, yürek sızıları, alınganlıklar, düş kırıklıkları, kendini bastırıp gizlemeye özen gösteren yaşama sevinci, ama hemen yanı başında hüzün. Altını çizdiğim tümceler çok. Aralıklarla okuyorum.Daha sonra öykülere yeniden dönerim..." (Burhan GÜNEL, Şehir (Aylık Kültür ve Sanat Dergisi) sayı:37-Ağustos 2008 Anka kuşundan toplumsal gerçekliğe
![]() 14.01.2009-YENİ ŞAFAK
“KEDİSİZ SEVDA ZAMANLARI” (*)Hasan AkarsuYazar Mustafa Aslan, 1965 Kilis-Musabeyli-Balikli Köyü doğumlu. Çocuk kitaplarıyla tanınan yazarın, “Aşk Sesini Arıyor” adlı romanından başka, “Sözcüklerin Dili Tutulunca” adlı öykü yapıtı da bulunuyor. “Kedisiz Sevda Zamanları” yeni öykü yapıtı olup on beş kısa öyküyü kapsıyor. Öykülerin çoğu kesit öykü özelliğini taşıyor. Birkaçı ise olay öyküsü. Yazarın genellikle ikinci tekil kişi ağzıyla yazdığı gözleniyor. İkinci tekil kişi (anlatıcı) kimi kez yazar, kimi kez yazarın sevdiği ya da söz ettiği birisi oluyor.Yapıta adını veren öyküde anlatıcı karabasan içinde. Gözlerinden birini çıkarıp pencere kenarına koyuyor. Kitaplığından yasak bir kitap alıp bir sözcükle göz göze geliyor. O da yasak bir sözcük. İlkokul üçte okuduğu yıldan anımsadıklarını anlatıyor. Ekmek arası helva defterini yağladığı için öğretmeni azarlıyor. Bir kızın kirli önlüğü tutuşuyor sınıfta. Anlatıcı, bir kedi bulmak istiyor kendine. Bir “kedi” sözcüğü bulmak istiyor. Gözünün birini bıraktığı pencere kenarına koşuyor kapının zili çaldığında. Kimse yok. Adı “kedi” olan bir sözcük gelen.“Aşırı Dozda Sevgi” almış bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. Yaşadıkları gizli bir tarih olan, kanatları kırılan, geçmişinden kaçamayan bir anlatıcı, belleğindeki tüm kayıtları silmeye çalışıyor:”Unutturmaya çalışmışlardı ‘seni’ sana. Belleğindeki tüm kayıtları silmek istemişlerdi. Ne kadar çiçek, kuş, balık adı varsa silmeni istiyorlardı yüreğinden. Unutturmak ve onların yerine başkalarını koymak. Hatta bir süre sonra yadsımanı bekliyorlardı…” (s.10) Kitaplarla baştan çıkmış birisiyle, arkadaşlarını, yiten arkadaşlarını arayıp bulamayan ve susan bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. “Zamanın Yitik Kıyılarında” dolaşan, yolda adını “Anka” bildiği bir dişi kuşla araç beklerken konuşan anlatıcı, ona “İnsanları mutsuz eden” şeyleri soruyor ve yanıt bekliyor. Karamsarlığını eleştiriyor. Yüreğiyle yönünü ışıtıyor. Tüm kuşların yok edilişini, Anka’yı sorguluyor ve onu “mutluluğun güneşini tutan bir kuş” olarak görüyor, seviyor.“Donkişot’un Çocukları” öyküsünde anlatıcının iç konuşmalarına, sevgilisine ve insancıl değerlere sahip çıkma isteğine tanık oluyoruz. Donkişot’un çocuklarından olmanın mutluluğunu yansıtıyor bize olay kişisi:”…Evet Donkişot’un çocuklarındanım. Adresim…Sözlerini bitirir bitirmez, elinle kapatmak istemiştin, sırt çantası üzerindeki dizeleri. Bütününü kapatamamıştın şiirin. Birkaç dizesi okunuyordu. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür…’ Ah, bir zamanlar, bu dizeler ağaçların dallarına asılırdı, hem de en güzel çiçeklerle yazılarak.” (s.17) Anlatıcı, sevgilisiyle iletişim kurmakta zorlanan, kendini bile tanımayan birisi. Şiirsel bir anlatımla insanın yalnızlığına değiniyor. “Sivas’ın Gülleri Açtı” öyküsünde Madımak Otel’de yakılan aydınları anlatıyor, kent insanının yaşama bağlılığını, insan sevgisini. Camide tezgahlanan cihat çağrılarını anlatıyor. Kent halkının uykuları kaçıyor. Yangından, ölümlerden sonra bugün “gül açıyor her yan”.Sevgiliye yazılan bir mektuptaki yakınmalar, sevgiliyi eleştirme, sevgiliye gönderilen gözyaşları ve yanıtsız kalmanın hüznüyle aşkın kentine yapılan yolculuk anlatılıyor öykülerde. Bir ilçenin en büyük anayolunun öyküsünde, anayolun yaşadıkları, gördükleri yansıtılıyor. Önceleri köhne olan anayola sonra kaldırım taşları döşeniyor, daha sonra asfalt dökülüyor. Üzerinden geçen kaçakçıları, vurulup ölenleri anlatıyor anayol, anayol konuşuyor öykü boyunca. Kızının geleceği için kaçakçılık, sırtçılık yapan gencin öldürülmesine, hastaneye götürülmesine ilgisiz kalınmasına tanıklık ediyor. Yazar, “Larissalı Kız” öyküsünde, Atina’dan Selanik’e trenle yaptığı yolculukta, bir kıza tutulduğunu anlatırken, Türk-Yunan kardeşliğini, barışını düşlüyor. “Sırdaşım Bez Bebek”, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşanan çok eşli evliklere tepkinin öyküsü. Kızın, iki kadınla evli bir adamın üçüncü eşi olmamak için verdiği uğraşısı, bir bez bebekle konuşup dertleşmesi anlatılıyor. “Satılık İlişkiler”de yazar, sözcüklerin gücünü anlatıyor. Sözün en büyük büyü olduğunu belirtiyor. Sözcüklerden “zafer takı” yaparak, insan ilişkilerini satılığa çıkaranlarla alay ediyor. “Yüz Gram Aşk”ta bir kente gizli aşkını görmeye gidişini anlatırken, “Köçek” öyküsünde, Kilis’te, (il olmadan önce) bir köçeğin başına gelenleri anlatıyor. İnsanın acımasızlaştığına, yabancılaştığına tanık oluyoruz. Yazar, “Bir Aşk Sığınmacısı” olarak çıkıyor karşımıza. Çocuk yaşlarda yaşadığı aşklarını arıyor. Sonra 12 Eylül’de yaşananları, aşkını yitirişini anımsıyor. “Ünlü Bekar” öyküsünde Gaziantep’ten görünümler yansıyor. Anlatıcı, çocuk kitapları aldığı sokakta tanıştığı arkadaşını anlatıyor. Bilet satışı yapan, gittiği kahvede bilim tartışmalarına katılan, annesiyle yaşayan, annesinin azarladığı, küçümseyip dövdüğü “Ünlü Bekar”, her şeye karşın annesinin ölümüne ağlıyor.Yazar Mustafa Aslan, öykülerini sözcüklerle oya gibi işliyor. Şiirsel bir tatla okunan öyküler yazıyor. Öykülerinde insan sıcaklığını, insan sevgisini arıyor. Barış içinde, sevgiyle yaşanan, sömürüsüz bir dünya düşlüyor.(*) Kedisiz Sevda Zamanları- Mustafa Aslan, Bengül Öykü, Nisan 2008EVRENSEL KİTAP-EKİM 2008
http://nasrettinhoca2055.tr.gg/http://maslan2055.tr.gg/© Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. |
mustafa aslan'dan çocuklarımıza kitaplar
14/2/2009 ·




















